Karşıyaka Tarihi

KARŞIYAKA TARİHİ

Bir Yunanca kaynağın “Gülistan"diye tanımladığı güzel Karşıyaka”

Karşıyaka'nın konumu ve geçmişi :

Karşıyaka, Gediz Deltası ile Bornova Ovası arasındaki küçük kıyı düzlüğü üzerinde; kuzeyinden Yamanlar Dağı (Amanara), güneyinden İzmir Körfezi'nin çevrelediği büyük bir yerleşim merkezidir. Naldöken'den başlayıp Deniz Bostanlısında son bulan, yaklaşık beş kilometre uzunluğundaki bu kıyı düzlüğünü, Yamanlar Dağı'nın sel sularını sürükleyen mevsimlik çayların taşıdığı alüvyal unsurlar şekillendirmiştir. Bu çaylardan ilki, Soğukkuyu'yu dolaşarak Naldöken'den; İkincisi, Nergis'i kat ederek Bostanlı'dan denize dökülmektedir ki, taşıdıkları alüvyal unsurların 1890'larda, Karşıyaka Belediyesi'nin gelir kaynakları arasında olduğu anlaşılmaktadır. Bugün üç yüz bini geçen nüfusuyla İzmir'in en kalabalık ilçelerinden biri olan Karşıyaka, eski Türkçe bir İzmir gazetesinde yazıldığı üzere, 1870'lere kadar İzmirli avcıların çulluk vurmak için gittikleri bir av sahasıydı.

   Daha açıksöylemek gerekirse bu tarihlerdeKarşıyaka'nın kurulmuş olduğu kıyı düzlüğünde, herhangi bir yerleşim merkezi bulunmuyordu. Böyleolmaklabirlikte,Yamanlar Dağı'nın aynı kıyıdüzlüğüne inen vebugün KarşıyakaBelediyesisınırları içindekalan yamaçlarında, insanyaşamının GeçNeolitik Çağ'a (M.Ö. 6.000-5.000)indiğineişaret eden buluntulara rastlanmıştırKarşıyaka'nın, İzmir'inson ve kesinolarak Osmanlıegemenliğine girdiği 1424 yılı öncesindeki tarihi daha ziyade, Yamanlar Dağı yamaçlarına serpilmiş bazı yerleşim merkezleri ve berkitilmiş mevkiler çevresinde şekillenmektedir.

"Karşıyaka” ismi Üzerine

Yerli Rumların buraya "Korde-lio' veya "Peraia”, Türklerin ise "Karşı-Yaka" dedikleri bilinmektedir. "Kordelio” Yunanca'da anlamı olan bir sözcük değildir. Böyle olduğu içindir ki, kökeni üzerine değişik görüşler var. Kordelio ismiyle ilgili bir hikâye. Şöyle ki, Küçük Asya'ya gelip köye yakın garnizon kurmuş Haçlıların başındaki Arslan Yürekli Rişar'dan (Fransızcası: Cour de Lion) alındığı".Prof. Dr. Ersin Doğer, yakın geçmişte bir başkavarsayım öne sürdü:

Kordule, Kordyle” sözcüğünün Helence'de,“şişlik, yumru, gürz, topuz başı”gibi anlamlan bulunmaktadır. Gerçekten de kıyı boyunca doğal topografyayı bozan modern yerleşmenin... mevcut olmadığı antik dönemde, uzaktan algılanan tek belirgin ve hakim nokta Küçük Yamanlar Tepesi'dir. Naldöken'den batıya ilerleyen kayalık sırt bir topuz başı gibi Küçük Yamanlar Tepesi ile sona ermektedir..."

"Peraia" Yunanca'da, "Ürdün Nehri'nin doğusu, Filistin Bölgesi"anlamına gelmektedir, Konstantinopulos'u kuşatırken İzmir'den geçen Arapların etkisi, Menemen Ovası'ndaki Sarakenikon'dan (Seyrekköy) hissediliyorsa, Smyrna'dan körfezin karşı kıyısına (Ürdün Nehri'nin doğu yanındaki Filistin Bölgesi için dedikleri gibi) "Peraia"demiş olabilecekleri akla gelmektedir. Buraya, Türklerin, "Karşı-Yaka” demesindeki mantık da bu olabilir.

Osmanlı Devleti'nin, 1467'den önce tertip edildiği bilinen, İzmir'e ait ilk mufassal defterinde Karşıyaka, "Kürdelen" ismiyle ve padişah hası bir nahiye olarak kaydedilmiştir. 1478 yılına ait ikinci defterde de, "Kürdelen" ismi okunmaktadır.

 

YÖNETSEL YAPI

Osmanlı Dönemi

Günümüzde Karşıyaka'nın birer mahallesi haline gelmiş olan yerleşim birimlerinin Osmanlı idari yapısındaki yerlerini, XIX. yüzyıldan geriye doğru izlemek oldukça zordur. Osmanlı Devleti'nin ilk devirlerinden itibaren padişah hasları içinde ve İzmir Kazası'na bağlı olan Kürdelen, tahrir defterlerinde "karye", yani köy olarak kaydedilmiştir.

1860 lı yılların sonlarından itibaren hızla gelişerek köy statüsü kazanan Karşıyaka sahilindeki yerleşim, körfezin güneyindeki sahil bandı üzerinde bulunan Karantina ve Karataş gibi, İzmir'in mahallesi olarak görülüyordu. Ayrıca 1865 yılından itibaren, İzmir-Kasaba Demiryolu hattının, Karşıyaka bölgesindeki istasyonlarının çevresi de gelişmeye başlamış, Soğukkuyu gibi yeni yerleşim adacıkları ortaya çıkmıştı.

1883 yılında Körfez vapurları işletme hakkı Yahya Hayati Paşaya verilinde Karşıyaka Vapur iskelesi yapılıp, deniz yolu ile İzmir bağlantısı sağlandı.

1885 yılında İzmir-Karşıyaka şosesi yapılarak kara yolu bağlantısı tamamlandı.

Bu sürecin doğal sonucu olarak, gereksinim haline gelen kamusal hizmetleri karşılayabilmek için, 1887 yılında Karşıyaka'da, İzmir Belediyesi'ne bağlı bir de belediye örgütü kuruldu.

1886-1888 yılları arasında İzmir körfezini dolduran Gediz nehrinin yatağı değiştirilip, körfez ötesine alındı.

1890'lı yılların başında, Karşıyaka ve yakın çevresinde ikamet edenlerin, idari olarak Bornova'ya bağlı olmaktan kaynaklanan bazı sıkıntılarının olduğunu, Aydın Valiliği'nin 1891'de, Karşıyaka nın Bornova Nahiyesi'nden alınarak, doğrudan İzmir Kazası'na bağlı bir köy haline getirilmesi için Dâhiliye Nezareti'ne başvurmasından anlaşılmaktadır.

1891 salnamesinde 832 ev, toplam 1080 olan nüfus, bir yıl sonraki sayımda 966 ev, 1778 islam, 1002 Rum, 219 Ermeni, toplam 2999 kişi olarak belirlenmişti.

1893 yılına ait Aydın Vilayeti Salnamesi'nde, Karşıyaka ve köylerinin İzmir'e bağlandığını göstermektedir . Karşıyaka XX. yüzyıla, idari olarak İzmir'e bağlı, 11 köyün merkezi ve üç mahallesi olan bir köy olarak girdi. Mahalleleri: Donanmacı, Alaybey ve Osmanzade'ydi. Türklerin oturduğu köyleri dışında, nüfusunun tamamı gayrimüslim olan: Papaskala (Bostanlı), Tomazo (Nergiz) ve Naldöken (Petrota), tramvay bağlantısı sonrasında her ne kadar Karşıyaka'nın birer mahallesi gibi görünseler de, Karşıyaka'ya bağlı birer köydü. Müslüman nüfusun yoğun olarak yaşadığı Soğukkuyu ise, Karşıyaka ile bütünleşmiş olsa da, muhtemelen Sıralı Köy'ün bir mahallesi olarak değerlendiriliyordu.

1900 lere girilirken Karşıyaka’da 5 Ortodoks, 2 Ermeni, 1 Katolik Kilisesi, 2 cami, 2 mercit, okul olarak da 2 Rum, 2 Katolik, 1 Ermeni, 2 Osmanlı okulu bulunuyordu.

Aydın Valiliği kentteki (İzmir) beledi yapıyı yeniden örgütlemeye çalışırken, gelişimiyle doğru orantılı bir şekilde Karşıyaka'nın da bir "nahiye" yapılması gerektiğini düşünüyordu. Dâhiliye Nezareti'ne bu amaçla gönderilen, 19 Ocak 1909 tarihli bir Vilayet İdare Meclisi kararında, Karşıyaka'nın sahip olduğu coğrafi konum nedeniyle büyük rağbet gördüğü; İzmir-Kasaba hattında çalışan trenlerin, yeni açılan İzmir-Karşıyaka şosesinde gidip gelen kira arabalarının, körfezde seyrüsefer eden şirket vapurlarının ve vapur iskelesinden: Soğukkuyu, Alaybey-Naldöken ve Osmanzade (Aksoy) iskelesinden geçerek Papas köyüne kadar sahil boyunca işleyen tramvayların ulaşım sorununu çözdüğü belirtilmekteydi. Bu yüzden Karşıyaka, henüz oluşmuş bir takım büyük ve düzenli mahallelerden başka: Dedebaşı, Sıralı, Tahtacı, Sancaklı, Yamanlar, Şemikler, Boşnak, Tomazo ve Papas köyleriyle 3.000 hanede 13.000'e yakın nüfusa ulaşmıştı.

Yunanca bir kaynak, herhangi bir tarih vermeksizin, Karşıyaka'nın Yunan işgalinden önce İzmir'e bağlı bir nahiye merkezi olduğunu yazmaktadır.

İşgalyıllarındaKarşıyaka Nahiyesi; "Merkep' ("Donanmacı" olmalı) dışında, "Kallithea" (Bellavista/Belom/ Osmanbey),  "Alaybey", "Bahariye" ve "Yörük" isimli mahalleler ve Papaskala, Tomazo, Çili [Çiğli] ve Agia Triada (Petrota da buraya bağlı idi) köylerinden oluşuyordu.

Atatürk ve Karşıyaka

Atatürk'ün yaşamında Karşıyaka'nın sevinç ve hüznü bir araya getiren iki olaydan ötürü önemli bir yer tuttuğunu söylemek abartı olmayacaktır: Karşıyaka, Atatürk'ün 12 Ekim 1925'de İzmir Türk Ocağı'nda yaptığı konuşma sırasında "Arkadaşlar, bütün hayatımda sevinçle geçirdiğim bir gece vardır. O gece ordumuzun İzmir'e girdiği günün burada geçirdiğim gecesidir."diyerek andığı geceyi geçirdiği evi barındırmaktaydı. Hüzün ise, annesi Zübeyde Hanım'ın Karşıyaka'da vefat etmesi ve burada gömülü olmasıdır. Atatürk bu konuda da Karşıyakalılara hitaben yaptığı konuşmada şöyle demişti: "İzmir'in Karşıyakalılan, sizi derin muhabbetle selamlarım. Ben bütün İzmir'i ve bütün İzmirlileri severim. Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarının da beni sevdiklerinden eminim. Yalnız bir rastlantı beni Karşıyaka'ya daha fazla bağlamıştır. Karşıyakalılar, anam sizin bağrınızda, sizin topraklarınızda yatıyor. Karşıyakalılar, İzmir'i gördüğüm gün önce Karşıyaka'yı orada da sizin Türk topraklarınızda yatan anamın mezarını gördüm"2'. Karşıyaka ne yazık ki, tarihsel olaylara tanıklık etmiş olan ve Atatürk'ün "sevinçle geçirdiği gece"nin mekânını kaybetti. Ancak Zübeyde Hanım'ın son günlerini geçirdiği köşk o dönemin hatıralarını yaşatmaya devam ediyor. Her anneler günü ziyaretçi akınına uğrayan Zübeyde Hanım'ın kabri de Karşıyaka'nın emanetgâhı olarak korunuyor.

Yukarıda belirttiğimiz gibi Karşıyaka, Mustafa Kemal Paşa'nın Türk Ordusu'nun girişinden sonra, 10 Eylül 1922'de geldiği İzmir'de ilk geceyi geçirdiği yer. Atatürk'ün yaveri Salih Bozok, Mustafa Kemal Paşa'ya bir ikametgâh hazırlamak üzere İzmir'e geldiğini, Hükümet Konağı'nda vali vekili İzzettin Paşa'yla görüştükten sonra Karşıyaka'da bulunan bir köşkte karar kılındığını aktarmaktadır . Köşk, İzmir'de iplik ticaretiyle uğraşan İplikçizade İsmail Bey'e aitti. İşgal sırasında İzmir'e gelen Kral Konstantin tarafından ikametgâh olarak kullanılmış, daha sonra da Yunanistan'ın İzmir'e askeri vali olarak atadığı Stergiyadis'e tahsis edilmişti. 10 Eylül günü İzmir'e gelen Mustafa Kemal Paşa'nın Karşıyaka'ya gidişini ve köşkte yaşananları Ruşen Eşref Ünaydın destansı bir şekilde resmetmektedir:

“Alkış sağanakları arabanın etrafına yeniden boşanmaya başlamıştı. Karşıyaka'dan içeri giriyordun!.. O sokaklar dolusu insan önün sıra, ardın sıra giden atlıların ayakları altına atılıp yolunda can verecekler gibi kendilerinden geçiyorlardı. Onların haykırışlarından atlar ürküyor, şaha kalkıyorlardı. Sevinçten gülenler. Fakat cezbeye gelmiş sevinçten bayılacak dereceye varıp hüngür hüngür ağlayan kadınlar... Pencereden bayraklar ve çarşaflar gibi sarkıp yırtınırcasına bağrışan, sana haykıra naykıra dua eden kadınlar... Çırpınışları onların hızından daha rüzgârlanmış gibi dalga dalga hareketlenen bayraklar. O ne olduğunu henüz gereği gibi kavramamışlarsa da ömürlerinin fecrindeki bir zafer geçidinin bütün heyecanını hayatları boyunca anacak İzmir çocukları... Atlarının nalları altında ezilecek gibi arabaya, ellerinde küçücük küçücük Türk bayraklarıyla; güllerle, karanfillerle koşuşa koşuşa sokulan çocuklar...

Karşıyaka'dan gelen alay, işte bu anlamdaydı. Türkiye'nin yeni mukadderatı, yeni mantığı, milletine verdiği sözü tutmuş, milletinin emelini gerçekleştirmiş, muzaffer kahramanıyla birlikte milletinin gözü önünde işte böyle muhteşem bir manzara halinde artık iyiden iyiye beliriyordu.

Hep o bitmeyen, tükenmeyen alkışlar ve kutlayışlar arasında evinin önüne vardın. Atlar durdu. Araba durdu.

İki yanını sarmış bir coşkun halk arasından geçtin. Evin mermer taraçasına çıktın. Seni yerlere eğilerek, seni el çırparak, seni dualar ederek karşılayan kadın, erkek kalabalığın önünde durdun. Seni içeri davet ediyorlardı. Sen duruyordun. Yerde yatan örtüyü sordun. O ipekten kocaman bir düşman bayrağı idi ki, üzerine basılarak geçilecek bir yol halısı gibi serilmişti.

Kadın, erkek oradaki İzmirliler:

Buyurunuz, geçiniz. Bizim öcümüzü yerine getiriniz!... Yabancı Kral, bu evden içeri bizim bayrağımıza basarak girmişti. Siz lütfedin, bu karşılıkla o lekeyi silin!... Burası sizin şehrin izdir. Bu ev sîzindir. Bu hak sîzindir diye yalvarıyorlardı.

Sen, o yere serili bayrağın önünde bulunduğun noktada kaldın. Sana ağlaşarak yalvaran kadınlara erkeklere tatlılıkla baktın:

“O, geçmişte hata etmiş. Bir milletin istiklalinin timsali olan bayrak çiğnenemez... Ben onun hatasını tekrar edemem”, dedin. Onu yerden kaldırttın ve bembeyaz mermerlere basarak içeri girdin.

İşte, sen İzmir'e ilk gün zaferinle böyle girdin!... .

İplikçizade ailesi fertlerinden biri olan Sadi İplikçi'nin Atatürk'ün köşkte geçirdiği geceye ait anıları da şöyledir:

"Annemin kardeş çocuğu Fikri Altay, 5. Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin Altay'ın kardeşi olurdu. Kral Konstantin'in yaptığı densizliği Atatürk'e anlatmış ve kurtuluşun ilk gecesi evimizde kalması için yüce Gazi'yi davet etmiş. Paşa da kabul etmişler. Annem Fatma Hanım ile Postacıoğlu Ethem Bey'in hanımı Rahime Teyze kolları sıvamışlar. Evimizin içi, yatak odaları ve yemek odaları ve salonlar tertemiz yapılıp süslenmiş. Gazi'nin sofra adabı göz önüne alınarak, çeşitli mezeler; İzmir yemekleri hazırlanarak, ikramın tam olmasına çalışılmış. Ağabeyim Emin İplikçi kapı kapı dolaşarak levazım toplamışlar. Bulgur; pirinç, şeker, un gibi birçok malzemeyi Muhittin İşçimenler'in babası Sadrettin İşçi men ler'den temin etmişlerdir. Hatta, kapalı olan bir içkili gazino açtırılarak, gerekli her şey sağlanmıştı. Atatürk, Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve bazı üst kumandanlar, bizim evde kalacaklar, öteki misafirler hemen yanı başımızdaki Fikri Bey Köşküne alınacaklardı. Bu köşk daha sonra Haşan İkbal'in ev yaptırdığı şimdi Gökdelen'in bulunduğu yerde idi. Atatürk, büyük bir tezahürat içinde evimizin önüne geldi ve ayaklarının altına serilen Yunan bayrağına basmayı reddederek içeri girdi. Annem, Gazi'nin önünde diz çökerek Atina'da esir olan ağabeyimi kurtarmasını ağlayarak rica etti. Atatürk '10 günde geri dönecekler' diye söz verdi ve İtalya Başkonsolosunu çağırttı. Konsolos Bey'e, 'Atina'da bulunan bu mümtaz kişiler, İtalyan himaye pasaportuna sahiptirler. Acele geri getirtin' diye buyruk vermiş. İtalya bunun üzerine Yunanistan'a başvurdu ve gerçekten 10 günde ağabeyim sapasağlam Atina'dan İzmir'e geldi.

Atatürk'ün bizim evde kaldığı akşam, büyük bir ziyafet verildi. Herkes istirdatın (kurtuluş) heyecanı ile sevinç içinde idi. Atatürk, o akşam ağabeyim Süreyya İplikçi'nin denize bakan odasında kaldı ve mışıl mışıl uyudu.

Karşıyakamız; Gazi'mizi bağrına basmıştı..."

 

Zübeyde Hanım Karşıyaka'da

Milli Mücadele boyunca Ankara'da bulunan Zübeyde Hanım'ın, ilerleyen yaşının getirdiği eklem ağrıları arttığı zaman doktorlar, İzmir gibi deniz kıyısında bir yere taşınmasını önermişlerdi. Zübeyde Hanım'ın da İzmir'e gitmek istemesi üzerine Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok uygun bir yer bulmak üzere İzmir'e gönderildi. Latife Hanım'la konuyu görüşen Salih Bozok, Uşakizadeler'in Karşıyaka'da, tren istasyonuna yakın bir mevkide bulunan köşklerinin "sanatoryum gibi" olduğunu görerek, durumu Mustafa Kemal Paşa'ya bildirdi. Gazi'nin onayı alındıktan sonra köşk Zübeyde Hanım'ın ikameti için hazırlandı.

Mustafa Kemal Paşa'nın emriyle kısa sürede hazırlanan özel tren, Zübeyde Hanım'ı, Başyaver Salih Bey ile eşini ve Dr. Tevfik Rüştü (Aras) Bey'i de alarak İzmir'e hareket etti. 14 Aralık 1922'de Karşıyaka İstasyonu'na ulaşan trenden köşke geçen Zübeyde Hanım'ın rahat etmesi ve tedavisi için seferber olunmuş, Latife Hanım da köşkte kalmaya başlamıştı.  Ancak gösterilen tüm ihtimama rağmen Zübeyde Hanım bir ay sonra, 14 Ocak 1923'de vefat etti. Aynı gün acı haberi Eskişehir'de alan Mustafa Kemal Paşa, Salih Bey'e aşağıdaki telgrafı göndererek gerekenin yapılmasını istedi.

"Başkumandanlık Başyaveri Salih Bey'e, “Verdiğiniz elim haber beni çok müteessir etti. Merhumenin münasip bir tarzda merasim-i tedfiniyesini ifa ettiriniz. Cenab-ı Hak, Millete hayat ve selamet bahş eylesin".

Yurt gezisini tamamlayan Gazi, Bursa'dan İzmir’e geçmek için hareket etti. Yol boyunca devam eden halkın coşkun gösterileri arasında 27 Ocak'ta Karşıyaka İstasyonu'na girdi. İstasyon'da vagondan inen Gazi, Vali, Müstahkem Mevki Kumandanı, Belediye Reisi, diğer ileri gelen zevat ve Karşıyaka okullarının öğrencileri tarafından karşılandı. Mustafa Kemal Paşa istasyondaki kısa törenin ardından Zübeyde Hanım'ın defnedildiği Ferik Osman Paşa Camii'ne geçti. Camii'nin avlusunda bulunan mezarın başında bir süre sessiz duran ve dua okuyan Gazi, kısa bir konuşma yaptı.

Haşan Rıza Soyak'ın yazdığına göre daha sonra Latife Hanım tarafından yaptırılan Zübeyde Hanım'ın mermer sandukalı ve uzun kitabeli kabri ve kitabesi Mustafa Kemal Paşa'mn hoşuna gitmemişti. Kitabede

"Hûve'l-Bâkî. Türkiye Reis-i cumhûru Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin valide-i muhteremeleri Zübeyde Hanım'ın Rûhuna rızâen-lillâh el-Fâtiha sene 1338"yazıyordu.

Soyak, Mustafa Kemal Paşa'nın kendisine "İlk fırsatta İzmir'e gidersin, bu sandukayı ve kitabeyi kaldırtırsın, dağdan iki büyük ve uzun taş getirirsin, birini olduğu gibi bir temel üzerine tespit ettirir, diğerine baş tarafına diktirirsin ve bunun bir yerini biraz düzelttirerek (Atatürk'ün anası Zübeyde burada gömülüdür) diye yazdırırsın, altına da ölüm tarihini koydurursun yeter" dediğini aktarmaktadır .

Ancak Atatürk'ün isteği 1938'e kadar gerçekleşmedi. Konu, 1938 yılı yazında İzmir Belediye Reisi Behçet Uz'un Zübeyde Hanım'ın kabri için, Belediye Meclisi kararıyla hazırlattığı türbe projesiyle yeniden gündeme geldi. Projeye göre abide halinde muazzam bir eser olacak olan mezarın etrafında bir park ile bir de çocuk bahçesi olacaktı. Mustafa Kemal Paşa projeye sıcak bakmamış ve Soyak'a önceki isteğini hatırlatmış, "Ben sana mezarının nasıl yapılacağını tarif etmiştim; yine öyle yapılmalıdır. Hem Belediyenin masraf etmesine lüzum yoktur, bunu biz yaptıralım"cevabını vermişti. Daha sonra 1940 yılında değiştirilen mezar taşında, Soyak'ın Atatürk tarafından istenildiğini belirttiği şekilde, "Atatürk'ün Anası Zübeyde Burada Gömülüdür" ibaresi yer alıyordu. Son düzenlemelerle kitabe bugünkü şeklini aldı:

"Atatürk'ün Annesi Zübeyde Hanımefendi Burada Yatmaktadır. Ölümü 14.01. 1923 K. Yaka'.

Atatürk'ün Karşıyaka'yı sonraki ziyareti, Şapka Devrimi'ni izleyen günlerde 11-16Ekim 1925tarihinde yaptığı İzmir gezisi sırasında gerçekleşti. Manisa yönünden İzmir'e gelen tren Karşıyaka İstasyonu'nda kalabalık bir halk topluluğu tarafından karşılandı. Bu sırada Ankara İlkokulu'nda öğrenci olan Aslan Tufan Yazman, Atatürk'ü Karşıyaka istasyonunda ilk görüşünü ve olanları heyecanlı bir üslupla aktarmaktadır: "Heyecanımız son hadde gelmişti. Kalplerimiz hızla çarpıyor. O kadar çarpıyor ki, küçücük kalbimin göğsümden fırlamasından korkarak iki elimle bastırıyordum. Daha çok bağırabilmek için gözlerimizi kapatıyorduk.

Tren tam önümüzde durmuştu. Bir itişme oldu, biz en önden en arkaya geçmiştik. Onu görmek için ayaklarımız üzerine zıplıyorduk. Gazi, bizim okuldan en önde bulunan bir çocuğun saçlarını okşadı ve ileriye doğru yürümeye başladı. Bu sırada Karşıyaka Dilsiz Okulu'ndan bir öğrenci ortaya atıldı ve Atatürk'e (dilsizce) bir nutuk söyledi. (Dilsizce nutuk) olur mu, demeyin. O zaman Karşıyaka Dilsiz Okulunun Dr.

Necati Kiper adında yaman bir müdürü vardı, dilsizlere konuşma öğretiyordu. Dilsiz çocuk; kelimeleri şöyle heceleyerek söylemeye muvaffak olmuştu:

'-Mu... su... ta... fa... Ke... Mal... Paşa... Hoş... gel... di... ni... z ...

Gazi, bu yavruyu da okşadı ve hepimizin kalbini, gönlünü, sevgisini yanına alarak trene atladı ve İzmir'e hareket etti. Biz dakikalarca istasyondan ayrılamıyor, o heyecanı daha fazla yaşamak istiyorduk''.

  Gazi 13 Ekim'de Annesi'nin mezarını ziyaret için tekrar Karşıyaka'ya geldi. Ayrıca Karşıyaka Spor Kulübünde futbolcuların antrenmanını ve tenisçilerin gösterilerini izleyerek bir hatıra fotoğrafı çektirdi. Ertesi gün vapurla yeniden Karşıyaka'ya geçen Gazi, Karşıyaka Muallimin (Kız öğretmen) Mektebi'nde kendisi için hazırlanan müsamereyi izledi. Müsamerede Selim Sırrı (Tarcan) Be/in öğretmen Mualla (Anıl) Hanımla beraber icra ettikleri zeybek dansı Gazi'nin beğenisi üzerine tekrar tekrar oynandı, öğrencilerle sohbet eden ve onlara bazı sorular yönelten Gazi, daha sonra ikamet ettiği Naim Palas'a geri döndü .

Atatürk 1 Şubat 1931'de Karşıyaka'ya gerçekleştirdiği son ziyaretinde yine Kız Öğretmen Mektebi'ni ziyaret etmişti. Öğretmenlerle özellikle kadınlara siyasal haklar verilmesi konusunda uzun uzun sohbet eden Atatürk, okulun hatıra defterine şu satırları not etti: "Karşıyaka Kız Muallim Mektebi'ni ikinci defa ziyaret ediyorum. Çok memnun oldum. Bundan sonraki ziyaretlerimde daha çok memnun olacağıma kanaat veren yüksek tekâmül eserleri gördüm"

Cumhuriyet dönemi

TBMM'mn 20 Ocak 1921 tarihinde kabul ettiği, 85 sayılı Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereği, Türkiye'nin idariyapısında önemli değişiklikler gerçekleşmişti. Bu yeni idari yapıda İzmir, merkez kazası dâhil olmak üzere 13 kaza, 28 nahiye ve 825 köyden oluşan bir vilayet merkeziydi. Bornova, Seydiköy, Değirmendere, Torbalı ve DağKızılca, İzmirMerkez Kazası'na bağlı olan nahiyelerdi. İsmi geçen nahiyelerden daha  kalabalık bir nüfusa sahip olan Karşıyaka, kendine ait bir belediyesi olmasına rağmen, mahalle ve  köyleriyle doğrudan İzmir'ebağlanmıştı .

Bu durumu göz önüne alan Dâhiliye Vekâleti, 1929 yılında Karşıyaka'da bir nahiye teşkilatı oluşturulması için harekete geçti. merkez nahiye yapılan Karşıyaka'ya bağlanması kararlaştırılan  köylerin (10 adet) isimleri sayılmıştı:

Yamanlar, Simikler (Şemikler), Çili (Çiğli), Boşnak, Sancaklı, Alucra, Bostanlı, Dedebaşı, Turan ve Bayraklı. Böylece Karşıyaka'da daha önce İzmir'e bağlanmış köyler dışında, o zamana kadar Bornova Nahiyesi'ne bağlı olan Bayraklı  Köyü de Karşıyaka'ya bağlanıyordu.

        Bostanlı gibi, Rum sakinleri ayrıldığı için boşalmış olan Tomazo Köyü (Hüseyinler/Hacı Hüseyinler) ise, mübadillerin iskânı sonrasında Bostanlı'nın aksine ayrı bir köy olarak değil, Şemikler Köyü'nün bir mahallesi olarak kabul edildi. İzmir'deki mahalle ve sokak adlarının değiştirilmesi konusunda, 1937 yılında İzmir Belediyesi tarafından yürütülen çalışmalar sonrasında Osmanzade Mahallesinin ismi "Aksoy", Bahariye Mahallesinin ismi ise "Bahar" olarak değiştirilmişti. Aynı çalışmalar sırasında, genişliği 20 metreden az olan sokakların isimleri kaldırılarak numara verilmişti.

      Karşıyaka’nın kaza (İlçe) olması

         1935 yılında İzmir Vilayeti'nin, merkez kaza dışında 14 kazası vardı. Bu kazalardan bazıları hem nüfus, hem de bina sayısı bakımından Karşıyaka'dan daha gerideydi. Nüfus yoğunluğu bakımından Karşıyaka, nahiye olmasına rağmen merkez kazadan sonra gelmekteydi. Bu durumu dikkate alan İzmir Valiliği, 1935 yılında Dâhiliye Vekâleti'nden, büyüklüğü ve nüfusunun çokluğu dikkate alınarak Karşıyaka'nın, bir kaza merkezi haline getirilmesini temenni etmiş, bütçe zarureti dolayısıyla valiliğe, bu işin gelecek yıla bırakılmasının uygun görüldüğü yazıyla bildirilmişti. 1944 yılında Vali Refik Şefik Soyer, Karşıyaka'nın bir kaymakamlık halinde yönetilmesi için bir çalışma içinde olduklarını ve bu konuda Karşıyaka halkının da görüşlerine başvuracaklarını açıklamıştı. İzmir Vilayeti Umumi Meclisinin, 26 Mart 1945 günü yaptığı toplantıda, vilayet makamının Karşıyaka Bucağının ilçe yapılması hakkında hazırladığı mazbata uzun tartışmalara neden olmuş, Vali Refik Soyer'in desteğiyle Karşıyaka'nın ilçe olması 9'a karşı 8 oyla kabul edilmişti. Ankara'nın kararı benimsememesi nedeniyle Karşıyaka'nın idari konumu, Demokrat Parti iktidarına kadar tartışma konusu olmaya devam etti.

      Ancak Dahiliye Vekâleti'nin, Karşıyaka'nın ilçe yapılmasıyla ilgili hazırladığı kanun teklifi, ancak bir yıl sonra 1 Mart 1954'deTBMM'ne sevk edilebildi.

        4 Mart 1954 tarih ve 6324 sayılı, "Yeniden (21) Kaza Kurulması Hakkında" başlıklı kanunla Karşıyaka ilçe merkezi oldu. Kanun'un kabulünün ardından, bir ay içinde tamamlanacağı düşünülen ilçe teşkilatı kurma çalışmalarına başlandı. Bu bağlamda adliye, maliye ve jandarma komutanlığı birimleri oluşturulduktan sonra, Nihat Tahiroğlu Karşıyaka'ya kaymakam olarak atandı. İlk aşamada kaymakamlık birimlerine, Karşıyaka içinde yer bulmanın yönetimi oldukça zorladığı anlaşılıyor, örneğin adliye binası olarak kullanılmak üzere önce, Karşıyaka Merkez Karakolu'nun bitişiğindeki bina düşünülmüş, ancak daha sonra Latife Hanım Köşkü'nde karar kılınmıştı. Sonuçta kaymakamlık birimleri bir şekilde şehir içine yerleştirildi, ancak dağınıklık hemen dikkati çekiyordu. 1967 yılında kaymakamlık Celal Paşa asfaltında, adliye Latife Hanım Köşkü'nde, ilköğretim müdürlüğü Türk Birliği okulu binasında, mal müdürlüğü 1690 numaralı sokakta, vergi dairesi Kemalpaşa Caddesi'nde ve özel idare memurluğu Celal Paşa asfaltındaki Kaymakamlık Evi'nin altında hizmet veriyordu.

       Hal böyle olmakla beraber, sonraki yıllar boyunca bu dağınıklık giderilememişti. 1979 yılında, yaklaşık yetmiş yıldır çeşitli müdürlüklere hizmet eden Karşıyaka Kaymakamlığının ahşap binası yıkılmak üzereydi. Köyleriyle birlikte nüfusu 350.000'i bulan beldenin sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten yetkililer, bu sorunların başında "dağınık resmi dairelerin bir çatı altında toplanmasınıngeldiğini işaret ediyorlardı. Durumun ne denli vahim olduğunu göstermesi açısından, Karşıyaka Kaymakam Vekili Lütfi Berkman'ın şu sözleri çok anlamlıdır:"Bina çok eski ve ahşap olduğu için bir kıvılcım bile tüm kayıtların yok olmasına neden olabilir. Yeni bina için Bakanlığa müracaat ettik. Teklifimiz, 1979'un yatırım projesine alındı. Önümüzdeki yıllarda, Karşıyaka'daki tüm resmi daireleri bir çatı altında toplayacak modern bir bina yapılacak”.

         Karşıyaka Kaymakamlığı, yeni binasına ancak 1984'de kavuşabildi. Karşıyaka ilçe olduğunda, merkezi dışında yedi köyden sorumluydu, Kapladığı alan bakımından İzmir'in en küçük ilçesi olmasına karşın, hem nüfus miktarı, hem de nüfus yoğunluğu bakımından İzmir'in merkez ilçesinden sonra ikinci sıradaydı. 1954 - 2008 yılları arasında hızla büyüyen Karşıyaka, köylerinin çoğunu birer mahalle olarak merkezine bağlamıştı. Bu nedenle 1990 başlarından itibaren Karşıyaka'ya bağlı Çiğli ve Bayraklinın ayrılarak birer ilçe haline getirilmesi tartışılmaya başlandı. Nitekim 27 Mayıs 1992'de çıkarılan 3806 sayılı kanunla on mahalle, belde ve köy Karşıyaka ilçesinden alınarak Çiğli Kazası kuruldu. Buna rağmen Karşıyaka, Çiğli'nin ayrılmasıyla oluşan nüfus azalmasını kısa sürede telafi etti. Bu arada Bayraklının da ilçe yapılması tartışmaları devam ediyordu.

          1993'de dönemin CHP İzmir Milletvekili Veli Aksoy, Bayraklının ilçe yapılması için TBMM Başkanlığına kanun teklifi verdi. Aksoy, Alparslan, Refik Şevket İnce, Çiçek, Cengizhan, Muhittin Erenler, Fuat Edip Baskı, Çay, Salhane ve Turan mahallelerinden oluşan Bayraklının, 100.000'e yaklaşan nüfusu, tarihi İzmir'in ilk yerleşim alanı olması ve İzmir-Çanakkale asfaltı üzerindeki konumu nedeniyle ilçe olmak için gerekli koşullara sahip olduğunu belirtiyordu . Teklifin kabul edilmesi için çaba gösteren dönemin Karşıyaka Belediye Başkanı Kemal Baysak'ın da içinde bulunduğu Bayraklıyı ilçe yapma çalışmaları sonuç vermedi ve teklif o dönemde yasalaşamadı. Ancak konuyla ilgili girişim ve istekler sonraki yıllarda da devam etti. Hatta zaman zaman Karşıyaka’nın il yapılması tartışmaları bile gündeme geldi.

           2008 yılı itibariyle Karşıyaka Kaymakamlığının yönetimi kapsamında 2 köy ve 43 mahalle bulunmaktaydı. 7 Mart 2008 tarih ve 5747 sayılı, "Büyükşehir Belediyesi Sınırları içerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun" ile Karşıyaka İlçesinin Bayraklı, Turan, Postacılar, Soğukkuyu, Onur, Yamanlar, Nafiz Gürman, Gümüşpala, Emek, Çay, 75. Yıl, Fuat Edip Baksı, Çiçek Alpaslan, M. Erener, R. Şevket İnce, Adalet ve Doğançay mahalleleri; Bornova İlçesinden de alınan mahallelerle birleştirilerek kurulan Bayraklı İlçesinin birer parçası haline gelmişlerdir. Bu değişiklikle küçülen Karşıyaka, İzmir'in kazaları içinde nüfus bakımından Konak, Karabağlar, Buca ve Bornova'dan sonra beşinci sıraya gerilemiştir. Günümüzde Karşıyaka İlçesi Kaymakamlığı sorumluluk alanı içinde 2 köy ve 23 mahalle bulunmakta olup, yerleşim genel olarak toplu haldedir. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre, 2009 yılı itibariyle Karşıyaka'nın toplam nüfusu 304.507'dir.

Alıntı : Karşıyaka Tarihi - E.Berber, E.Serçe, Karşıyaka Belediyesi yayını.